---Fi-- Üzerimde üçmilyarüçyüzoniki kişinin duygusallığı var.. Her ân birini sorgusuz-sualsiz sevebileceğim gibi, her ân birinden ölesiye nefret edebilirim de.. Karşıma geçen biriyle kahkahalar eşliğinde sohbet...
Esasında beğenmiyordum.. Yanımızdan geçerken tekrar tekrar bakan erkeklerin aksine, ben Şirinevler Köprüsü'nden meydana doğru ilerlediğimiz yolda, yanımda olan ve söylediğim en basit sözde bile...
Arkadaş ben ne zaman eve geleceğim de hazır yemeğe konacağım yahu.. ? Ne zaman akşam yemeği olarak bisküvi veya muadili şeyler yerine şöyle kuru fasulye-pilav...
Sizin şehrinizi bilmem ama benim şehrimde insanlar birbirini sevmiyor.. Herkes kin duyuyor tanımadığı bir başka canlıya.. Herkes sabırsız, herkes nezaketsiz, herkes terbiyesiz.. Ama herkes...
Bu gece iki arkadaşım da rüyasında benim seviştiğimi görmüş.. Kendileri günaha girip sabah sabah abdest almak zorunda kalmamak için olsa gerek, benim günaha girerek...
Uzun zamandır yapmamıştım.. Bana kalsa idi gene yapmayacaktım ama ruhuma söz geçiremedim.. Bindim bir toplu taşıma aracına.. Eminönü'ne kadar uzandım.. Balık-ekmek yedim.. Yürüdüm.. Su...
Rabb'im, çarşamba günü o zorlu ameliyatta, -tüm hastalara olduğu gibi- Sen anneme sabır, güç ve sıhhat ver.. Dualarda buluşmak dileğiyle..
Eminönü-Kadıköy vapurunda, Boğaz manzarası eşliğinde, rüzgarda savrulan kadın turistin saçları kadar güzeldi Şehr-i İstanbul..
Havanın bu kadar soğuk olma sebebini araştıran ey Türk evladı; baharın gelişini (nevruz), molotof kokteyli, cop, taş, sapan, biber gazı, tekme, tokat ile karşılarsan,...
Hani ortada hiç bir şey yokken ve hatta neşeliyken, bir durgunluk çöker ya üzerine... Hani uyumak istersin de uyuyamazsın.. Konuşmak istersin de konuşamazsın ya... ...
Efkâr sardı tüm ruhu.. Bilmiyorum gecenin kaçı olduğunu.. Bu türkü sana, Şu bana.. Kendime, kendimden türküler armağan ediyorum.. Ne yani, bir tek benim mi fotoğraflarımın üstü tozlu..? ...
Öyle boş boş baktım tüm gün; pencereden dışarıya.. Kimse yoktu.. Veya ben göremedim kimseyi..
Hani insan bazen hiç bir şeyle katlanamaz oluyor ya; bugün "hiç bir şey"in en büyük temsilcisi olarak kendime bile katlanamaz durumdayım.. ...
-- Cüzdanımı evde unutmuşum yahu.. -- Ha haa.. Yakında kendini de unutursun sen.. -- Unutuyorum zaten.. Senin yanında her defasında kendimi unutuyorum ben..
Beni, kimsenin, adam yerine koymadığına çok şahit oldum ve bu duruma alıştım da, apartmanın otomatik lambasının da adam yerine...
Ulen vicdansızlar..! Bilmem hangi tarihte yaşamış Mayalar'ın söylediğine inanıyor, 21 Aralık 2012'de Dünya'nın sonunun geleceğini düşünerek hazırlık yapıyorsunuz da benim söylediğime niye inanmıyorsunuz..? Mayalar...
Yoğunum.. Gerçek anlamda yoğunum.. Hiç bir şeye ve hiç kimseye tam anlamıyla zaman ayıramıyorum..
"Yüreğinin tam ortasına koy beni" diyordun ya hep; bu sabah, yataktan kalkar kalkmaz, yüreğimin tam ortasına sapladığım bıçağı.. Hadi gözün aydın.. ...