Anlatacağım şey, aslında benimle ilgisi olmayan birşey.. Görmedim, olaylara tanık değilim.. Bana Rıza anlattı, tüm bu anlatacaklarımı.. Ben sadece onun ağzından aktarmakla görevliyim.. Kendisi, anlatırken, "aslında önemli bir olay değil ama etkisinde kaldım be abi" demişti.. Evet, belki çok önemli bir olay değildi ama dinlerken bile Türk Filmi izliyormuş gibi etkileniyor insan..
Anlatacağım olayın, farklı ve önemli bir olay olmadığını farkedeceksiniz ama aslında Rıza'yı tanırsanız, bu olayın onun için çok farklı ve önemli olduğunu anlarsınız.. Bu sebeple birkaç cümle ile Rıza'yı anlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum..
Rıza, yirmili yaşlarda olan, İstanbul'un ücra bir semtinde yaşayan biridir.. Liseyi bitirdikten sonra çok fazla kazanamadığı bir işe girdi ve ailesi ile birlikte yaşamaya devam etmektedir.. Sosyal bir insan değildir.. Hayatı, ev ile işyeri arasında geçer.. Fazla arkadaşı yoktur.. Fiziksel olarak yakışıklı ve çekici olduğu söylenemez.. Kara kaşlı, kara gözlü, orta boylu ve normal giyimli bir Türk gencidir.. Onu, diğer insanlardan farklı kılan en önemli özelliği çok utangaç ve bir kitap kurdu olmasıdır.. Utangaç olması sebebiyle asosyal biri olmuştur..
Tam bir kitap kurdudur.. Aldığı maaşın bir bölümü ile evdeki faturaların ödenmesine yardım eder, geriye kalan önemli bir bölümü ile de kitap alır.. Aldığı bir kitap, ister 500 sayfa olsun, ister 80 sayfa; en geç 3 gün içinde mutlaka bitirir.. Roman ve tarihi kitaplar okumayı sever ama hemen her konuya değinen kitap okumuşluğu ve bu sayede her konu hakkında az çok bilgisi vardır.. Utangaçlığı sebebiyle çevresi ile yeterince iyi iletişim kuramaz ama zekiliği sebebiyle çevresinde olup bitenleri hemen anlar ve ona uygun hareket eder.. Futboldan, internetten ve buna benzer genç neslin sevdiği şeylerden fazla anlamaz.. O, hayatının eğlencesi olarak işini bulmuştur.. Aslında işkolik biri değildir ama hayata tutunmasını sağlayan işine sıkı sıkıya bağlıdır.. Yani Rıza bizden biridir; sıradan bir yaşam, sıradan bir iş, sıradan bir görünüş..
Benim onunla nasıl tanıştığıma gelince...
Ben, onunla internet vasıtasıyla tanıştım.. Kendisi sürekli internette bulunan biri değildir.. On veya onbeş günde bir, en fazla bir saatlik zaman dilimi içinde bulunur, o sırada denk gelirsek sohbet ederiz.. Kendisi ile bir kez de yüzyüze görüştüm ama farkettim ki, o da benim gibi internette, yüzyüze olduğundan daha rahat bir ifade ediyor kendini..
İki gün evvel akşam saatlerinde, yine internette karşılaştık kendisi ile ve bana aşağıda onun ağzından anlatacağım şeyleri anlattı.. Bilmiyorum neden, bu basit ve hatta kimi sosyalleşmiş insanlar için komik gelen anlatı, bana eski Türk filmi tadını verdi ve beni etkiledi.. Sanırım, Rıza anlatırken, Rıza'nın yerine koydum kendimi.. Bu sebeple olsa gerek, daha fazla etkilendim anlattıklarından.. Belki de mutsuz sonla biten Türk filmlerini sevdiğim için sevmişimdir.. Bilmiyorum...
"
Abi, neyi anlatacağım, nasıl anlatacağım bilmiyorum.. Başıma öyle bir olay geldi ki, eminim okuyunca bu kadar basit şeyi büyüttüğüm için güleceksin bana.. Gel gör ki, kaç gündür deli oldum, abdal oldum, kaçkın oldum, manyak oldum.. Kendime gelemedim bu olayın vûku bulduğu günden sonra.. Sana komik veya saçma gelirse, söyle lütfen, söyle ki susayım hemen ama dinlemeni de isterim doğrusu.. Birine anlatmalıyım çünkü..
Geçen gün, sıkıntılı uyandım abi.. Şükür hiç bir derdim yoktu ama nedendir bilmem, içimde büyük bir sıkıntı ile uyandım.. Sanki kötü bir şey olacak gibiydi.. İçim içime sığmıyordu.. Hazırlandım, işe gittim.. Öylü büyük bir durgunluk vardı ki, ne yaptığım işten anladım, ne de insanların söylediklerinden.. Öğleden sonra müdür durumumu anlamış olacak ki, git biraz gez, eğlen, kafanı topla, diyerek izin verdi bana.. Ben doğrusu çok utandım ama yapacak bir şey yoktu..
Eve gidip, iyice bir uyumayı düşündüm.. Uyursam, uyandığımda bir şeyim kalmaz zannediyordum.. Bakırköy'e geldim.. Otobüse binecektim ki, biraz gezmenin iyi geleceğini düşündüm.. Biliyorsun, öyle insan içine girmeyi, birileriyle sohbet etmeyi seven biri değilimdir.. Kalabalığa gelemiyorum.. Evden işe, işten eve bir hayat benimkisi.. Tüm hayatım kitaplarım ve televizyon.. Sana tuhaf gelecek ama yıllardır İstanbul'da otururuz, tanıdığım insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.. İşyerinde tanıdığım birçok kişi var ama onlar da işyerinde kalırlar.. Yani maalesef sosyal biri değilimdir.. Doğrusu bu ya sosyal biri olmak için de hiç bir çabam olmadı..
Bakırköy sahilde biraz gezinmenin benim için iyi olacağını düşündüm.. Cebimdeki bozuk paralarla antep fıstığı alıp, sahilde bir kayanın üzerine oturdum.. Hava soğuk olduğundan, fazla kimse yoktu.. Düşündüm, düşündüm.. İçimdeki bu sıkıntıya bir anlam yüklemeye çalıştım.. Huzursuzdum ama niye huzursuz olduğumu bilmiyordum.. Hani insanlar, ölmeden hemen önce öleceğini hissederlermiş ya, bende de ölüm hissi vardı.. Maziyi düşünüyordum.. Çocukken, sorumsuz ve tasasız bir hayatın ne kadar güzel olduğunu, sokakta başıboş gezmenin aslında ne büyük bir nimet olduğunu düşündüm.. Sonra günümüze geldim.. Halimi düşündüm.. Hiç arkadaşım olmadığını, hayatta beni anımsayacak ailemden başka kimsenin olmadığını, kalıcı bir eser bırakamadığımı, beyhude bir hayat geçirdiğimi düşündüm.. Sanki boşuna yaşamıştım.. Sanki bir başkasının oksijenini kullanıyordum.. Kendimi parazit gibi hissettim.. Huzursuzluğum katlandı, içim içime sığmaz oldu..
Ben öyle namaz kılan biri değilimdir.. Ayda bir veya iki kere cuma namazına giderim.. Doğrusu bu ya, ne namaz kılmasını tam olarak bilirim, ne de namaz dualarını.. Allah'a inanıyorum ama inancımın gereğini yapmıyorum.. Bugüne kadar yapmak için de içimde hiç heves olmadı.. Ama içimde öyle bir huzursuzluk vardı ki, belki huzur bulurum diye, namaz kılmaya karar verdim..
Fıstığım bittiğinde, ağır adımlarla Meydan'a doğru yürümeye başladım.. Baklavacının karşısında camii var ya, oraya gittim.. Abdest aldım.. Yukarı çıktım, dört rekat namaz kıldım.. Biliyor musun, biz insanoğlu, mucize bekleriz her zaman.. En karamsar anımızda, sihirli bir elin bize neşe vereceğini, borçlu isek gökten başımıza para yağacağını düşünürüz.. Sanırım ben de namaz kılarken, sinirli bir elin içime dokunacağını, içime huzur vereceğini düşündüm.. Olmadı abi.. Ne sihirli bir el dokundu bana ne de içimdeki huzursuzluk, yerini huzura bıraktı.. Zaten namaz kılmak için insanın kendini dualara vermesi lazım.. Ben, ne dediğimi bile bilmiyordum.. Bir Fatiha, bir Kevser, bir İhlas, bir Ettahüyyatü'yü biliyorum ama ne anlamını biliyorum ne de bunların okunuşunu.. Küçükken annem bana ne kadar öğrettiyse, o kadarını biliyorum işte..
Mucize gerçekleşip de istediğim huzura kavuşamayınca, eve gitmeye karar verdim.. Karanlık çökmüştü.. Otobüse bindim, boş bir yer kalmıştı.. Yaşlıca bir teyzenin yanına oturdum.. Kitabımı çıkardım, okumaya başladım.. Birkaç dakika sonra yaşlı bir teyzenin otobüse bindiğini gördüm.. Sağıma soluma, boş bir yer olup-olmadığına, bakındım.. Boş bir yer olmadığını görünce, teyzeye yer verdim.. Sanki babasının yeriymiş gibi, sanki ben ona yer vermeye mecburmuşum gibi bir teşekkür bile etmedi.. Gerçi ben de beklemiyordum zaten.. Ne zaman birine yer versem, ne teşekkür ederler ne de hiç değilse teşekkür niyetine gözlerime bakarlar.. Neyse..
Ayağa kalkınca, cam kenarına geçtim.. Kitabımı tekrar çıkardım, okumaya başladım.. Otobüs yavaş yavaş doluyordu.. Kitaba dalmıştım ve birkaç dakika sonra genç bir kız sesi duydum.. : "Alo, ben yola çıktım, otobüsteyim.. Birkaç elbise aldım kendime.. Ne..? Ayakkabı mı..? Sesin gelmiyor, tekrar et.. Hee.. Ayakkabının siparişini verdim.. Yok o kadar değil, iki gün sonra gelecekmiş.. Anlamadım.. Ya gelince konuşuruz.. Üff.. 200 lira işte.. Tamam neyse hareket edecek otobüs, gelince konuşuruz.. "
Sesin geldiği yöne doğru baktım.. Arkası bana dönük olan genç bir kızdı.. Benden az daha kısa boylu, incecik biri idi.. Elinde, her biri marka olan birkaç tane poşet vardı.. Telefon ile konuşurken, saati ve telefonunu arkadan farkettim ve sahiden kaliteli oldukları görünüşlerinden belliydi.. Koyu sarı botları, koyu mavi kot pantolonu, bordo renkli tüylü şapkası olan montu vardı.. Saçları uzundu ve düzdü.. İnce saçlı idi.. Arkası dönük olduğundan, yüzünü göremiyordum ama güzel olduğunu tahmin edebiliyordum.. Kitaba tekrar baktım birkaç dakika.. Otobüs hareket etti.. İnsanlar epeyce doluştu otobüse.. Kızın elindeki poşetlerin sesi geldi, kafamı kaldırdım ve kafamı kaldırmamla cips kokusu geldi burnuma.. Kız, poşetlerden birinden çıkardığı cipsi yiyordu.. Yüzünü yana çevirmiş, camdan dışarı bakıyordu.. O an, tahminlerimde yanılmadığımı ve kızın çok güzel olduğunu anladım.. Bir ara bana baktı ve gözgöze geldik kısa süre..
Abi, sana ne söyleyeyim, nasıl anlatayım.. ! Vallahi billahi dilim damağım kurudu.. Ter bastı.. Elim ayağım titredi.. Bir kız bu kadar güzel nasıl olurdu.. Pürüzsüz bir cildi vardı.. En fazla 20 yaşında idi.. Bebek yüzlü derler ya, aynen öyle idi.. Esmer tenli idi.. Küçücük bir burnu vardı.. Gözlerinin çevresine rimel çekmişti.. Simsiyah gözleri vardı.. Abi, vallahi anlatamıyorum ama aklımı kaybettim.. Kalbim deli gibi atmaya başladı.. Ter bastı ya.. Alnımda ter damlaları birikti.. Yemin ederim sana, bacaklarım titriyordu.. Birkaç dakika gözümü çevirmeden ona baktım.. Bir kez daha gözgöze geldik.. Ben kendimi kaybetmiş bir halde ona bakarken, o da bana baktı ve kendimi toplayarak, utanıp yüzümü çevirdim..
Yeniden kitabı okumak için niyetlenmiştim ki, ilk durakta daha fazla kalabalıklaşan otobüste, kızın geriye çekildiğini ve benim yanıma geldiğini gördüm.. Kitap okumanın imkânı olmadığından, kitabı çantama koydum.. Normalde kızın, arkasını bana dönmesi gerekiyordu ama o yüzünü bana döndü.. Ben bakamıyordum ona.. Camdan dışarı bakıyordum.. Ara sıra ister istemez gözüm ona doğru kaysa da kendimi kontrol ediyor ve tekrar gözlerimi kaçırıyordum..
Hava karardığından, kızın görüntüsü cama yansımıştı.. Ben, dışarı bakarmış gibi yapıyor ama aslında kızın camda yansıyan suretine bakıyordum.. Allah'ım ya.. Bu nasıl bir güzellikti.. Kalbimin daha hızlı çarptığını hissedebiliyordum.. Artık kendimi bile kontrol edemiyordum.. Gözlerim ister istemez kıza kayıyordu..
Birkez uzun uzun bakabildim.. Beyaz V yaka, ince bir kazak giyinmişti.. Göğüs çatalları görünüyordu.. Tırnakları kırmızı ojeli idi.. Abi çok güzeldi.. Hem nasıl güzeldi, anlatamam sana.. Yüzü öyle güzeldi ve öyle bir bebek masumluğu vardı ki, yıllarca gözlerimi kırpmadan ona öylece bakabilirdim.. Güzelliğini ben değil, herkes farketmiş olacak ki, yanımızdan geçen bir daha bakıyor, otobüsün arka tarafı boş iken, herkes ona bakmak için ortada duruyordu.. Herkesin gözü kızda idi ve kız da bunun farkında idi.. Ama utanmıyordu, kendinden emin hareketleri vardı.. Ara sıra telefonuna mesajlar geliyor, açıyor, okuyor, gülümsüyor ve o da birşeyler yazıyordu..
Tam karşımda idi.. Yüzlerimiz karşılıklı idi ama ben bakmaya cesaret edemiyordum.. Camdaki yansımasını seyrediyordum.. Ben camdan dışarıyı seyrediyormuş gibi duruyor ama aslında camdam onun yansımasını seyrediyordum.. Bu anlarda o da bana bakıyor, beni inceliyordu.. Sonra o telefona veya başka bir yere baktığında, ben ona bakıyordum.. Gözlerim hep yüzünde idi ve ara sıra göğüslerine kayıyordu.. Bana çok yakın durduğundan, göğüs çatalı, sütyeni rahatça görünüyordu.. Ama yanlış anlama, vallahi zerre kadar cinsellik düşünmüyordum..
Bir iki durak böyle devam ettikten sonra otobüsün de iyice kalabalıklaşması ile bana arkasını döndü.. Elindeki poşetlerin ağırlık yapmasından dolayı olsa gerek, poşetleri, bir o eline alıyordu, bir bu eline.. Arkasını döndüğünde, daha çok yaklaştı bana.. Tek vücut olduk.. Ben, kendimi geri çektim.. O tekrar yaklaştı, ben az daha çektim..
Yüzyüze olduğumuzda, bizi beraber sanan erkekler, kıza yaklaşamıyorlardı.. Kız arkasını döndüğünde, kızın yalnız olduğunu anladılar ve taciz etmeye çalıştılar.. Bir tanesi çok yakınlaştı, hatta ben de farkettim ki ara sıra elini ona değdirdi.. Nasıl kıskandım, o adama saldırmamak için kendimi nasıl tuttum bilmiyorum.. Kız da rahatsız olmuş olacak ki, adama çok ters baktı.. Hemen sonrasında ben de çok ters bakınca, adam bizden uzaklaştı.. Kız tekrar bana yakınlaştı.. Acaba bir fantezi mi istiyor diye düşünmedim değil ama böyle güzel bir kızın, bu tür basitliklere tenezzül etmeyeceğini düşünerek, kendimi az daha geri çektim.. O da hemen sonra tekrar arkasını döndü ve yeniden yüzyüze geldik..
Bir süre yine kaçamak baktım ona.. O bazen telefonuna, bazen dışarıya, bazen diğer insanlara, bazen bana bakıyordu.. Bir ara ona bakıp öyle dalmışım ki, onun da bana baktığını farketmedim bile.. Birkaç saniye gözgöze kaldık.. Nasıl utandım anlatamam.. Karşısında utanma duygusunun yanısıra, eziklik hissettim.. Öyle müthiş bir güzelliği vardı ki; kendimi zavallı, ezik, biçimsiz, şuursuz, çirkin bir yaratık gibi hissettim.. Hemen kendimi toparlayarak, yüzümü dışarıya çevirdim.. Camdan, onun bana baktığını farkettim ve iyice utandım, iyice büzüldüm..
Abi çok güzeldi ya.. Biliyorum abarttığımı düşünüyorsun ama sana yemin ederim biraz daha uzun boylu olsa idi, "mankenim" diye geçinen birçok kadına pabucunu ters giydirirdi..
Az zaman sonra, o ince sesi ile, gözlerini gözlerime dikti, bana anlamlı anlamlı baktı, bakışları ile beni yer ile yeksan etti.. "Haznedar'a çok var mı..? " diye sordu.. Cevap vermek istedim ama yemin ederim birkaç saniye sesim çıkmadı.. Sanki konuşamayan biri idim ben.. Hemen sonra çok tuhaf bir ses tonu ile "iki durak sonra.. " deyiverdim.. Teşekkür etti, gülümsedi.. Bir dakika sonra hapşırdı, "çok yaşayın" dedim, "siz de görün" dedi, tekrar gülümsedi..
Öyle güzel gülümsüyordu ki.. Offff.. Allah'ım ya.. Aklımdan çıkmıyor..
Haznedar'a gelmeden, yine gözgöze geldik.. Öyle güzel bir bakışı vardı ki.. Sanki cennet, bu kızın gözlerinde idi.. Ama bu kızın bana bakmasını garipsedim.. Çok aşikâr belliydi ki, bu kız sınıf olarak benden üsüntü.. Giyimi ile, fiziği ile, rahatlığı ile benim asla ulaşamayacağım bir mertebede idi.. Beni gördün sen abi, sıradan giyinirim.. Bugüne kadar "çok şık olmuşsun, çok yakışıklısın" diyer birini duymadım.. Hayatımda sadece bir kız oldu, o da lisede idi.. O kızla da en fazla bir kez yalnız kalmışızdır.. Utandığımdan onun yanına bile gidemezdim.. Zaten çok zaman geçmedi, o da haklı olarak beni terketti.. Ondan sonra hiç bir kız ile duygusal bir ilişkim olmadı.. Hiç bir kıza duygusal bir his beslemedim bile.. Ev ile işyeri arasında yaşadım durdum.. Kitaplar, televizyon, aldığım üç kuruş, fatura, ana, baba.. Kız, otobüse bindiğinde, 200 milyonluk ayakkabıdan bahsetmişti.. Elindeki poşetler, marka idi.. benim bugüne kadar aldığım en pahalı ayakkabı 59 lira idi.. Onu da ablamın düğünü için almıştım.. Aradan yıllar geçti, vallahi giyinmeye kıyamadığım için sadece düğünden düğüne çıkarıyorum.. Hâlâ evdedir.. Demem o ki, çok belliydi ki, "o ciğercinin kedisi idi, ben sokak kedisi idim.. "
Haznedar'a az kalmıştı.. Yanımızdan, bir okul servisi geçti.. Servisin içindeki çocuklar, tüm sesleri ile şarkı söylüyor, alkışlıyorlardı.. Otobüsteki herkes gibi biz de birbirimize bakarak gülümsedik.. Ben, böyle harika, böyle anlamlı, gözlerinde cenneti saklayan böyle mükemmel gülümseyen bir kız hiç görmedim bundan önce..
Haznedar'a gelmiştik.. Gelmeden hemen önce, Haznedar'a geldiğimizi söyledim.. "Yaa, öyle mi..? " deyip yüzüme baktı.. Kapı kenarındakilere dönüp, "Düğmeye basar mısınız lütfen.. " deyip, ayağının birini kapıya doğru attı.. Otobüsün ani hareketi ile, düşecek gibi oldu ve tutunduğumuz yerde, eli elime değdi.. Öyle yumuşak bir eli vardı ki.. Elimi çekemedim.. O da elini çekmedi.. Eli, elimin üzerinde idi.. Sadece serçe parmağım boşta idi ve serçe parmağım ile elini okşadım.. Tekrar adımını geri attı, tekrar yanıma geldi, eli yine elimin üzerinde iken; "En iyisi bir sonraki durakta ineyim.. " deyiverdi.. Çok sevinmiştim.. Gülümsedim.. Başımı salladım..
Elini, elimin üzerinden çekmedi abi.. Yanımızdaki insanlar da birşeyler anlamış gibi bize bakarak hafifçe tebessüm ediyorlardı.. Ben yine utanıyordum.. Böyle bir kızın, bana yüz vermiş olma ihtimalinin sıfır olduğunu düşünüyordum.. Mantığım devreye giriyor, kızın aslında böyle bir niyeti olmadığını, tüm bunların benim hâyâllerim olduğunu, otobüs kalabalık olduğu için kızın ister istemez bana dokunduğunu söylüyordu.. Mantığım tüm cesaretimi kırıyordu..
Abi nasıl söyleyeyim, böyle bir kızın bana bakması sahiden tuhaftı.. Şimdi sana tüm bu anlattıklarım ile sanki kızın isteyerek bana baktığını, bana güldüğünü, elimi tuttuğunu söylemiş oldum ama belki de sahiden olmasını istediğim şeyleri düşünmüşümdür.. Sonuçta otobüs çok kalabalıktı, diğer erkekler onu taciz edince, kız da istemeyerek bana yaklaşmış olabilirdi.. Mantığımın söyledikleri doğruydu belki.. Belki tüm bu yaşananlar, kızın davranışlarını, benim olmasını istediğim şekilde yorumlamamdan ibaretti..
...ama kızın eli, hâlâ benim elimin üzerinde idi.. Gözlerini artık ne o kaçırıyordu ne de ben.. Birbirimize bakıyorduk.. Ara sıra mantığım devreye giriyor, 'saçmalama oğlum, haddini bil' diye beni uyarıyordu ama bugüne kadar kalbin sözünden kim çıkıp da mantığını dinleyebilmiş ki, ben de mantığımın sesini dinleyebileyim.. ?
Diğer durağa az kalmıştı.. Tekrar saniyeler boyu bakındık birbirimize.. Eli elimin üzerinde iken, tekrar kapıya doğru bir adım attı.. Tekrar düğmeye basmaları için oradakilere rica etti.. Elini çekti, öteki bacağını da kapıya doğru yöneltti.. Artık benimle tensel iletişimi tamamen kesilmişti.. Kapının oradan tutundu.. Elindeki poşetlerin sesi tüm otobüse yayılmışken, arkayı döndü, bana baktı.. Gözleri ile sanki "gel" dedi.. Sanki beni sonsuz mutluluğa, sonsuz huzura, sonsuz neşeye çağırıyordu..
Otobüs durdu.. Kapı açıldı.. Tekrar arkasına baktı.. Aşağı indi.. İnmeden önce öyle bir baktı ki, eğer inmezsem, hayatımın bundan sonraki kısmında mutsuz olacağımı ve asla huzuru yakalayamayacağımı düşündüm.. Kalbim, inmem gerektiği ile ilgili deli gibi emirler yağdırıyordu.. Mantığım, utangaçlığım, cesaretsizliğim, korkaklığım yani yıllardır bir ot gibi yaşamamı sağlayan her ne varsa, o kızın asla ve asla bana bakmayacağını, baksa bile bu çirkin ve fakir halimle eninde sonunda bana tekmeyi atacağını söylüyor ve beni engelliyorlardı..
Kapılar kapandı.. Otobüs hareket etmeye başladı.. Yanımdaki insanlar, benim inmemiş olduğuma şaşırmış, sanki bir zavallıya bakar gibi bakıyorlardı bana.. Doğrusu bu ya, haksız değillerdi.. Ben zavallıydım, yıkıktım, biçareydim, mantığıma yenilmiştim..
Gitti abi.. O gitti..
İndikten sonra arkasına baktı mı, beni düşündü mü, bilmiyorum.. Ama o gitti abi.. O gidince, kendimi öyle çaresiz ve öyle yalnız hissettim ki; bütün dünya üzerime yıkılmış gibi, beni toprağın altına diri diri gömmüşler gibi hissettim.. Ama artık yapacak bir şey yoktu.. Gözlerim doldu.. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi..
Abi biliyorum, bunlar sana komik geliyordur.. O kızın ne kadar güzel ve kendine güvenen bir yapısı olduğunu görse idin; tüm bunların benim uydurmam olduğunu, o kızın asla ve asla bana bakmayacağını söyleyerek mantığıma eşlik ederdin.. Bilmiyorum ama belki de öyledir.. Ama var ya abi, hem vallahi hem billahi aradan bu kadar gün geçmesine rağmen o kızı düşünmeden uyumadığım, o kızı düşünerek uyanmadığım bir sabah olmadı.. Gözümü ne zaman kapatsam, o kızın hâyâli geliyor kalbime.. Yüzü, sıcacık eli, göğüs bölgesi, giyinişi, sesi.. Abi biliyorum sen kızarsın bu tür yorumlara ama eğer sahiden cennette huriler varsa, hiçbir huri bu kızdan daha güzel değildir..
Kaç gündür aklımı kaybettim.. Deli oldum, divane oldum, abdal oldum, manyak oldum; hani yemekten içmekten kesilmek diye bir tabir var ya, vallahi ne yiyebiliyorum ne içebiliyorum.. O kızın aslında umrunda bile olmadığımı, bir kez olsun beni düşünmediğini, otobüste o yaşadıklarımın aslında benim yorumladığım gibi olmadığını düşünüyorum ama unutamıyorum abi, vallahi unutamıyorum..
Eğer âşk buysa, Allah korusun, ben âşık olmayayım abi.. Âşk ne yakıcı, ne yıkıcı, ne çaresiz bırakıcı bir duygu imiş.. Hani şair, yalvarırcasına diyordu ya "Allah'ım beni âşkla sınama.." diye.. Yerden göğe kadar hakkı varmış.. Ben aç da kaldığımı bilirim, açıkta da.. Karnımı doyurmak için bir gün boyunca sadece su içtiğimi de bilirim.. Ama hem vallahi hem billahi hiç bu kadar umutsuz, çaresiz, perişan olmadım.. Bir kızın bakışları altında hiç bu kadar ezilmedim.. Hiç bu kadar kendimi zavallı gibi hissettiğim olmadı.. Allah korusun abi, âşk, biz insanlar için büyük bir sınav ve asla bu sınava tâbi tutulmak istemem..
Biliyorum abi, sen sırf nezaketen dinliyorsun beni ve bu anlattıklarım sana garip ve tuhaf geliyor ama sana basit gelen bu olaylar ile ben kaç gündür kendimden geçtim.. Sabahı, akşamı unuttum.. Kendime, anama, babama uzaklaştım.. Kaç gündür kitap bile okuyamıyorum..
Off abi off... Anlatamıyorum ki.. Kaç gündür o kızla, bir kez daha karşılaşmak için dua ediyorum ama yine karşılaşırsak ve mantığım haklı çıkarsa diye korkuyorum.. Beni tanımayabilir, yanıma yanaşmayabilir, gözlerime bakmayabilir.. O zaman çok üzülürüm abi yaaa.. Allah beni, böyle büyük bir hâyâl kırıklığından korusun.. Ve inşaallah tez zamanda unutayım bu kızı.. Yoksa aklımı kaçıracağım vallahi..
İşte böyle abi.. Otobüsteki bir kız, Rıza'yı kendine köle yaptı.. Kaç gündür aklını başından aldı.. Sonra kayıplara karıştı.. Geriye sadece gülümsemesini bıraktı.. Beni benden aldı.. Elim, sanki onun eli gibi.. Gözleri gözlerimi öyle bir deldi ki, gözlerimin artık bana ait olduğunu düşünmüyorum.. Ben, şu birkaç gün içinde benden çıktım, kendimi arar oldum.. Ruhum başkasında sanki ve şuan uzaktan içinde ruh olmayan bedenimi izliyor gibiyim..
Off ya.. Ne desem boş.. Allah yardımcım olsun..
"
|